20 Mart 2013 Çarşamba

Çare Çare Ama Nasıl Bir Çare?

Hiç nefes alamayacak kadar dolduğunuzu, göğsünüzün sanki sigarayı yeni bırakmışçasına sıkıştığını hissettiniz mi? Bu günlerde en çok hissettiğim şey bu benim. Yönümü ne tarafa dönersem döneyim mutlaka bir aksilik beni bekliyor ve aksilikler vücut bulmuş, ağzı yemek bulaşığı ve dişinde kürdanla benim gayretlerimle alay eden kıskanç biriymiş gibi sırıtıyor. Sinir oluyorum ama aksiliklerin fiyakasını bozacak yırtık bir külhanbeyi de olamıyorum işte. 

Yeni taşındığınız ve bilmediğiniz bir şehirde olduğunuzu hayal edin şimdi.. Yeni gelmişsiniz ve kimseyi tanımıyorsunuz. Benim hayatım böyle geçti ve geçiyor. Memur çocuğu olmanın sıkıntıları işte. Ben de sosyalleşmek adına çeşitli kurslara kaydolup yeni arkadaşlar edinmeyi denedim. Ama olmadı. Hangi kursa gidersem gideyim, bırakın kafa dengi birini bulmayı, yaşıma yakın bir tek insan bulamadım. Çevremdekiler ya on- onbeş yaşlarında çocuklar ya da annem ve babamdan yaşlı teyze ve amcalardı. Verdiğim ücretlere bakmadan ayrıldım. Yanarsa yansın umrumda bile değil. 

Bilgisayarım yirmidört saat açık artık. Sürekli internetteyim. Katılmadığım grup, üye olmadığım site kalmadı diyebilirim. Film ve müzik indirme rekoru kıracağım yakında. Asosyalliğin dibine vurduğum şu günlerde yerli yabancı farketmeksizin filmlerde oynayan figüranlar bile arkadaşım oldu artık. Filmleri o kadar çok izledim ki artık replikleri ezberledim. Onlar söylemeden ben söylüyorum. Şarkı sözlerini ezberlemekse beni kesmiyor artık ben de şarkı sözleri yazıyorum. 

Bazen hatırlıyorum da, o kadar şehirde yaşadım, bir sürü farklı okul, dershane, öğrenci yurdu, çeşitli sosyal mekanlar ve arkadaşlıklar... Geride kimse kalmamış. Hemşehrilerimiz, köylülerimiz özenirdi yaşantımıza. ' Ne güzel geziyorsunuz her yeri ' derlerdi. Ama bilmezlerdi işte.. Kendi evlerinde duvara çaktıkları tablolar, evde yetiştirdikleri saksılar içinde çiçekler, bahçelerinde besledikleri hayvanlar, bizim hiç ama hiç sahip olmadığımız ve belli bir zamana kadar sahip olamayacağımız şeylerdi. Biz onların güzel hayatını biliyorduk ve onlar gibi yaşamak isterken, onlar da bizim bilmedikleri hayatımıza özeniyorlardı. Alın işte.. her tayinci memur çocuğu gibi yalnızım, yalnızız yine...

Şimdilerde ne yapıyorsun diye sorarsanız,  son bir yıldır gündüz gözü açık, gece ise gözü kapalı rüyalar görüyorum. sabah uyandığımda yataktan kalkmak istemiyorum. Uyuzlanma sürem yarım saati buluyor. Mahsus uzatıyorum bende. Belki tekrar uyuyabilirim diye. Çünkü gördüğüm rüyalar bazen kötü de olsa, maceralı. Şu anki sıkıcı hayatıma göre onlar daha çok seviyorum. İçinde bulunduğum bu psikozdan çıkmak için sonucunu kestiremediğim rüyalarımda çare arıyorum.


13 Mart 2013 Çarşamba

Okus Pokus

Dün gece yatmadan önce yarın ne yapacağım diye düşündüm. Kafamda o kadar çok şey vardı ki. Dayanamayıp kalktım ve elime kalem ve renkli not kağıtlarını alıp yazmaya başladım bir bir. Yazmayı bitirip uyuduktan sonra planlarımla ilgili güzel rüyalar görmeye başladım...
................................................

İlk gördüğüm rüya öncelik verdiğim planımla ilgiliydi. Planıma göre yarın erkenden kalkacak, veresiye sattığım cep telefonumun parasını bankadan çekecektim. Banka hesap numaramı verdiğim alıcı, parayı yatıracaktı. Daha doğrusu ben öyle sanıyordum. Rüyamda alıcı paramı yatırmadığı gibi, hesabımı da boşaltmıştı. Evet beş parasız kalmıştım. Ağlıyordum...
................................................

İkinci rüyam bu kadar kötü değildi. Kötü değildi dediysem bana göre kötü değildi. Sizi bilemem tabi. Neyse efendim planıma göre yarın şehir dışında bir iş için otobüs bileti alacaktım. Bilet gidiş - dönüş olacaktı ve bunu kız arkadaşıma ve diğerlerine çoktan söylemiştim. Rüyamda bir haftalık şehir dışı seyahatimi fırsat bilen kız arkadaşım, beni en yakın arkadaşımla aldatmıştı. Ama ne tuhaftır ki, durumu öğrenince kızmıyordum. Belki de onların buna değmeyeceğini düşünmüştüm. Gülümsüyordum...
................................................

Üçüncü rüyam biraz daha iyiceydi. Planıma göre yarın harç ücretini yatıracaktım. Son gündü. Neden son güne bıraktığımı soranlara söyliyeyim. Parayı ancak denkleştirebilmiştim. Rüyamda harç ücretini yatırmak için ayırdığım parayı, diğer işlerimin aciliyeti sebebiyle arkadaşıma vermiş ve benim yerime bankaya yatırmasını söylemiştim. Ona güvenmiştim. O ise harç yatırmada son gün olmasına rağmen parayı yemiş, bana ise yatırdığını söylemişti. Ben için rahat bir şekilde  kayıt için gittiğimde durumu öğrendim. Ama çok geçti. Sonra birşey oldu, ben üzülürken bir şans daha tanıdılar. Buna göre harç yatırma süresi bir gün daha uzatılıyor, ama iki katı faiz ödeniyordu. Çaresiz razı oldum. Ama o an mutlu oldum. Gülüyordum...
................................................

Nihayet son rüyama geldik. En güzeli buydu. Ardı ardına gerçekleşmeyen planlarımın ardından, dolabımda bulduğum bir lamba kaderimi baştan aşağı değiştirmişti. Lambadan bir cin çıkmış ve bana dileğimi sormuştu. Bense o an önceki rüyalarımda beni kandıran, ihanet eden ikiyüzlü insanların hayatını mahvetmekle kendi geleceğimi kurtarmak arasında ikilemde kalmıştım. Ama bu bile beni çok ama çok mutlu etmeye yetmişti. Evet çok mutluydum. Kahkaha atıyordum...
................................................

Uyandığımda gülüyordum. Hemen yatmadan önce yazdığım notlara baktım. Not kağıtlarını yırtıp attım. Şüphelenmiştim onlardan. Benim planlarımı benden başka bilenler vardı. Evet o not kağıtları... Ya benim onlara anlattıklarımı sevdiklerimin kötü taraflarına anlattılarsa? Olamaz mı? Pekala olabilir.

Artık planlarımı yazmayacağım not kağıtlarına. Güvenmiyorum asla!

Sonunda bir kez daha  anladım ki, aklımızla oluşturduğumuz planlarımızı paylaşabileceğimiz tek varlığımız  kalbimizdir. Çünkü şifresini de, dilini de, huyunu da bizden başkası ne bilir, ne de duyar. 

Cinden ne mi istedim? Hiçbir şey. Ona dedim ki, ' Sen önce kendini o minik lambadan kurtar. Ben kendi hayatımı nasıl olsa kurtarırım.'

10 Mart 2013 Pazar

Başlangıç Noktam



Herkese merhaba. 

Gelecekte iyi bir yazar, ya da iyi zannedilen bir yazar olmayı düşünmemin zannediyorum 10. yıldönümünde iç dünyamı yansıtabileceğim bir ayna ararken imkanlarım dahilinde bulduğum en iyi ve hesaplı aynanın burası olduğunu varsayarak bu fakir ama gururlu, kimsesiz ama azimli ve vakur halimle selamlıyorum herkesi. 

Hangi yılın hangi ayının hangi günüydü bilmiyorum. Aklıma dank etti. Daha doğrusu ardı ardına insanların ağızlarından fırlatılan sert cümleler benim aklıma dank ettirdi bu düşünceyi. Bu düşünce, uçsuz bucaksız amaçları, hayalleri olan, bu hayalleri gerçekleştirmenin uzun zaman ve para gerektirdiğini çok geçmeden anlayınca da artık kahretmek ve birşeyler yapmaya çalışmak ikileminde kalan benim gibi birini daha blog açmaya ve birşeyler karalamaya itti. 

İstedim ki, ben kendimi, kendi dünyamı anlatayım, yazımı okuyanlar da kendi dünyalarını anlatsın. Hep çenem konuştu, ruhum dinledi şimdiye kadar. Artık yeter! Sussun da biraz ruhum konuşsun, ellerim yazsın. Dilimin uşaklığını yapan ve ruhumun fikrini en son dinleyen aklım da ya izin versin, ya da biraz istirahat etsin. Eğer bu serüvenin sonunda birtakım kimseler ve kötülük meleğim haklı çıkarsa yine özür dilemeyeceğim. Bir faydası olmasa da, beni anlayan, ruh halimi aktarırken bana itiraz etmeyen dizüstü bilgisayarım ve düşünürken aklıma gelenleri not aldığım küçük not defterimle arkadaş olur, ruhumun gönlünü alırım diye düşündüm. 

Kendimi bildim bileli sürekli hareket halinde olan hayat merdivenimin 25. basamağında olduğum şu günlerde, geçmişin etkileri o kadar fazla, o kadar belirleyici ki, korkarak aldığım her karara yalnız kaldığım zamanlarda hesap veriyormuş gibi hissediyorum kendimi. Ama artık karar verdim. Şimdi diyorum ki ; ' Evet böyle geldi, ama böyle geçmeyecek! ' Çevremde ne kadar insan varsa bu günlerde söyleyip durduğum, adeta tekerleme yaptığım sözüm bu benim. Sonucu ne olursa olsun, korkmadan cesurca adım atmak ve bu adımlarımın hesabını da, eğer vereceksem cesurca vermek istiyorum. Çünkü korkarak yaptığım her şeyin sonunda yaptığım savunmalarımın da ürkek ve çaresiz olduğunu biliyorum. 

Adını ne koyarsak koyalım, ister Umut, ister Ümit, ister Hayal... İçimde yaşayan, kimsenin bilmediği ve tanımadığı ve nerden geldiğini de bilmediği bu sevimli Kurgu Çocuğu sevip büyütmek ve onunla yaşayıp yaşlanmak istiyorum. Evet tıpkı sizin istediğiniz gibi. Herkesin istediği gibi.

Kimsenin umudunu yitirmeden yaşadığı bir dünya dileğiyle...